- Katılım
- Ocak 16, 2025
- Mesajlar
- 200,478
- Tepkime puanı
- 0
İçim o kadar karanlık ki hem kendime hem bu köşenin okurlarına bir pencere açmak ihtiyacındayım. O nedenle; üst üste gelen ölümleri, kayıpları bizlerin binde biri kadar dert edinmeyenlerin yolumuza çıkarttığı, aklımızın almadığı (alamayacağı!) kötücül kör dövüşünü anlamlandırmaya çalışmayacağım. Zaten geldiğimiz son noktada uğraşsam da başaramayacağım denli tuhaf bir saldırı oyuncu menajerinden siyasi parti genel başkanına, gazeteciden, yoldan geçerken yan bakana erişiyor. Umursamazlık ya da teslimiyetten bahsetmediğimi biliyorsunuz. Bazen mücadele için bir an durmak ve bizi yormak isteyenlerin asla sahip olmadıkları (olamayacakları!) bilgi ve kavrayış denizinde kulaç atmak gerekli.
Onurlu, sorumlu gazeteciler hedefe koyulurken iktidarın hoşuna gidecek yalanları, iftiraları süsleyen, bilge cümlelerle ahkâm kesenler son günlerde peş peşe gelen tutuklamalardan memnun işlerine bakıyorlar. Direnişe bir protestoya katılmak insan hakkıdır. Bu kadar sade ve yalın bir cümleyi bile savunamayacak hale gelmemizi sağlayan yozluk bizi aynı direnişte aynı meydanda bulunan Ayşe Barım tutuklanırken, iktidarın oyuncusunun devlet kurumu yönetmesinin çelişkisinden adalet çıkarmaya çalıştığımız garip yere savuruyor. Barış Pehlivan’ın kalemi parmaklık arkasında durmaz. Zira o kaleme hükmedenin berrak aklı ve vicdanı olduğunu hepimiz biliyoruz. Akıl geriye gitmez bilgi ve deneyimle sadece ileriye akar.
Okuyan insanın azalmasıyla kabaran cehaletin, kötülüğün önünü açan boşluğunda çok hüzünlü ama bana çok iyi gelen bir etkinlikte tertemiz bir gün geçirdim geçenlerde. Adıyla müstesna gencecik yaşta yitirdiğimiz Aydın İleri’nin bilgi ve kültür yoluna verdiği emek çok sevdiği son çalışma yeri olan kütüphanede ölümsüzleşti. Geçmiş dönem Bergama Belediye Başkanımız Mehmet Gönenç bir kentin belediye başkanı olma sorumluluğunu aydın olma ve aydınlanma bilinciyle kuşanmış ve Bergama’yı bu anlamda zenginleştiren bir başkan olarak görevde kaldığı iki dönem boyunca doğup büyüdüğü kentin kültürel mirasını koruyarak geliştirmenin o kentin insanlarını da geliştirmek olduğunu bilerek çalıştı. Her alanda farklı ihtiyaçlara çözüm getirecek kavrayışın bilgi ve kültürle sağlanacağı düşüncesiyle Bergama’nın kültür belleğini diri tutarak ve tazeleyerek kamusal alanı genişletti.
Mehmet Gönenç Bergama’ya gerçek bir kültür merkezi kazandırırken içi boş heybetli, gösterişli bir bina hayal etmedi. Bergama Kültür Merkezi’ni sayısız nitelikli sanat eseri ve etkinlikle buluşturdu. Bu merkezin kütüphanesini de mesleğine tutkuyla bağlı, çalışkan bir muhalif aydına; Aydın İleri’ye emanet etmişti. Aydın benden yaşça küçüktü ama İstanbul Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü Başkanı Jale Baysal’ın öğrencisi olmuştuk ikimiz de. Benim yan ders aldığım bu branş onun kariyeriydi. Mehmet Gönenç’in davetiyle geldiği Bergama’yı çok sevmiş, Bergama’nın tarihiyle, doğasıyla, kültürüyle her özelliğini araştırmış bilgisine bilgi katmıştı. Eşit, adil bir yaşam için demokrasi kadar dayanışma ve paylaşmanın önemine inanıyordu. Gün geldi 2019 seçiminde belediye AKP yönetimine geçtiğinde çok sevdiği kütüphaneden penceresiz bir depoya sürüldü. Yılmadı. Bilgi ve hak peşinde elini, aklını, fikrini, bedenini esirgemedi. Ben onu duyarlı ve mücadeleci bir genç olarak adalet mücadelemin omuzdaşlarından biri olarak tanıdım. Kadıköy’den Bergama’ya uzanan yolda pek çok güzel anı paylaştım. Antik Bergama’yı sevgili Eren Aysan’la bana gezdirdiği günkü heyecanını da mutluluğunu da unutmam mümkün değil.
Kütüphaneler, insanlık tarihinin önemli bilgi merkezleridir. Antik dönemden itibaren farklı medeniyetler tarafından kurulan bu merkezler bilginin korunması, yayılması ve geleceğe aktarılması açısından önemlidir. Kratippos, Galenos, Strabon ve Aristonikos gibi düşünürler burada çalışmalar yapmış ve fikirlerini paylaşmışlardır. İşte o görkemli kültür geçmişinin mirasını bugün Osman Bayatlı, Fahrettin Petek, Halim Yazıcı, Metin Altıok, Hüsnü Arkan gibi Bergamalı aydınlar taşıyorlar. Şüphesiz Aydın İleri de Bergama’da onlar gibi iz bırakanlardan.
Kentler, yalnızca fiziksel yapılar ve nüfus yoğunluğuyla değil, aynı zamanda kültürel mirasları, entelektüel birikimleri ve toplumsal hafızalarıyla şekillenir. Bir kent kimliği inşa edilirken, kütüphanelerin varlığı ve işlevi o kentin entelektüel derinliğini, kültürel zenginliğini ve tarihsel sürekliliğini belirler. Örneğin, Vatikan Kütüphanesi, Roma’nın dini ve politik tarihini yüzyıllardır saklamaktadır. Öte yandan kütüphaneler herkese açık olmalarıyla kent içinde demokratik ve eşitlikçi bir bilgi paylaşım alanı yaratırlar. Kent sakinleri, burada bir araya gelerek tartışmalar yapabilir, eğitim alabilir ve ortak belleği oluşturabilir. Bir kentin, kütüphaneleri ve arşivleri ne kadar güçlü ve ulaşılabilir ise, eğitim, bilim ve sanat üretimi açısından da o kadar önemli bir merkez haline gelir. Kütüphaneler, kentlerin sadece bilgi arşivleri değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın, demokratik bilincin ve kültürel kimliğin taşıyıcılarıdır.
Ben bir toplumun güçlü bir kimliğe sahip olabilmesi için kamusal bilgiye erişimin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bugün bizi kuşatan karanlıktan çıkış için bilgiye, kitaplara, fikir tartışmalarına ihtiyacımız var. Canlı ve aktif kültürel mekânlarda buluşarak mücadeleyi en önce kendi alışkanlıklarımızı, kendi sessizliğimizi, beklentilerimizi, hayallerimizi sorgulayarak birey olarak sorumluluklarımızı kavrayarak kuvvetlendirmeliyiz. Bunun için Aydın İleri Kütüphanesi gibi mekânların çoğalmasını ve bu mekânların ne etkinlik ne izleyici, katılımcı yoksunluğu çekmemesini sağlamak zorundayız.
Onurlu, sorumlu gazeteciler hedefe koyulurken iktidarın hoşuna gidecek yalanları, iftiraları süsleyen, bilge cümlelerle ahkâm kesenler son günlerde peş peşe gelen tutuklamalardan memnun işlerine bakıyorlar. Direnişe bir protestoya katılmak insan hakkıdır. Bu kadar sade ve yalın bir cümleyi bile savunamayacak hale gelmemizi sağlayan yozluk bizi aynı direnişte aynı meydanda bulunan Ayşe Barım tutuklanırken, iktidarın oyuncusunun devlet kurumu yönetmesinin çelişkisinden adalet çıkarmaya çalıştığımız garip yere savuruyor. Barış Pehlivan’ın kalemi parmaklık arkasında durmaz. Zira o kaleme hükmedenin berrak aklı ve vicdanı olduğunu hepimiz biliyoruz. Akıl geriye gitmez bilgi ve deneyimle sadece ileriye akar.
Okuyan insanın azalmasıyla kabaran cehaletin, kötülüğün önünü açan boşluğunda çok hüzünlü ama bana çok iyi gelen bir etkinlikte tertemiz bir gün geçirdim geçenlerde. Adıyla müstesna gencecik yaşta yitirdiğimiz Aydın İleri’nin bilgi ve kültür yoluna verdiği emek çok sevdiği son çalışma yeri olan kütüphanede ölümsüzleşti. Geçmiş dönem Bergama Belediye Başkanımız Mehmet Gönenç bir kentin belediye başkanı olma sorumluluğunu aydın olma ve aydınlanma bilinciyle kuşanmış ve Bergama’yı bu anlamda zenginleştiren bir başkan olarak görevde kaldığı iki dönem boyunca doğup büyüdüğü kentin kültürel mirasını koruyarak geliştirmenin o kentin insanlarını da geliştirmek olduğunu bilerek çalıştı. Her alanda farklı ihtiyaçlara çözüm getirecek kavrayışın bilgi ve kültürle sağlanacağı düşüncesiyle Bergama’nın kültür belleğini diri tutarak ve tazeleyerek kamusal alanı genişletti.
Mehmet Gönenç Bergama’ya gerçek bir kültür merkezi kazandırırken içi boş heybetli, gösterişli bir bina hayal etmedi. Bergama Kültür Merkezi’ni sayısız nitelikli sanat eseri ve etkinlikle buluşturdu. Bu merkezin kütüphanesini de mesleğine tutkuyla bağlı, çalışkan bir muhalif aydına; Aydın İleri’ye emanet etmişti. Aydın benden yaşça küçüktü ama İstanbul Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü Başkanı Jale Baysal’ın öğrencisi olmuştuk ikimiz de. Benim yan ders aldığım bu branş onun kariyeriydi. Mehmet Gönenç’in davetiyle geldiği Bergama’yı çok sevmiş, Bergama’nın tarihiyle, doğasıyla, kültürüyle her özelliğini araştırmış bilgisine bilgi katmıştı. Eşit, adil bir yaşam için demokrasi kadar dayanışma ve paylaşmanın önemine inanıyordu. Gün geldi 2019 seçiminde belediye AKP yönetimine geçtiğinde çok sevdiği kütüphaneden penceresiz bir depoya sürüldü. Yılmadı. Bilgi ve hak peşinde elini, aklını, fikrini, bedenini esirgemedi. Ben onu duyarlı ve mücadeleci bir genç olarak adalet mücadelemin omuzdaşlarından biri olarak tanıdım. Kadıköy’den Bergama’ya uzanan yolda pek çok güzel anı paylaştım. Antik Bergama’yı sevgili Eren Aysan’la bana gezdirdiği günkü heyecanını da mutluluğunu da unutmam mümkün değil.
Kütüphaneler, insanlık tarihinin önemli bilgi merkezleridir. Antik dönemden itibaren farklı medeniyetler tarafından kurulan bu merkezler bilginin korunması, yayılması ve geleceğe aktarılması açısından önemlidir. Kratippos, Galenos, Strabon ve Aristonikos gibi düşünürler burada çalışmalar yapmış ve fikirlerini paylaşmışlardır. İşte o görkemli kültür geçmişinin mirasını bugün Osman Bayatlı, Fahrettin Petek, Halim Yazıcı, Metin Altıok, Hüsnü Arkan gibi Bergamalı aydınlar taşıyorlar. Şüphesiz Aydın İleri de Bergama’da onlar gibi iz bırakanlardan.
Kentler, yalnızca fiziksel yapılar ve nüfus yoğunluğuyla değil, aynı zamanda kültürel mirasları, entelektüel birikimleri ve toplumsal hafızalarıyla şekillenir. Bir kent kimliği inşa edilirken, kütüphanelerin varlığı ve işlevi o kentin entelektüel derinliğini, kültürel zenginliğini ve tarihsel sürekliliğini belirler. Örneğin, Vatikan Kütüphanesi, Roma’nın dini ve politik tarihini yüzyıllardır saklamaktadır. Öte yandan kütüphaneler herkese açık olmalarıyla kent içinde demokratik ve eşitlikçi bir bilgi paylaşım alanı yaratırlar. Kent sakinleri, burada bir araya gelerek tartışmalar yapabilir, eğitim alabilir ve ortak belleği oluşturabilir. Bir kentin, kütüphaneleri ve arşivleri ne kadar güçlü ve ulaşılabilir ise, eğitim, bilim ve sanat üretimi açısından da o kadar önemli bir merkez haline gelir. Kütüphaneler, kentlerin sadece bilgi arşivleri değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın, demokratik bilincin ve kültürel kimliğin taşıyıcılarıdır.
Ben bir toplumun güçlü bir kimliğe sahip olabilmesi için kamusal bilgiye erişimin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bugün bizi kuşatan karanlıktan çıkış için bilgiye, kitaplara, fikir tartışmalarına ihtiyacımız var. Canlı ve aktif kültürel mekânlarda buluşarak mücadeleyi en önce kendi alışkanlıklarımızı, kendi sessizliğimizi, beklentilerimizi, hayallerimizi sorgulayarak birey olarak sorumluluklarımızı kavrayarak kuvvetlendirmeliyiz. Bunun için Aydın İleri Kütüphanesi gibi mekânların çoğalmasını ve bu mekânların ne etkinlik ne izleyici, katılımcı yoksunluğu çekmemesini sağlamak zorundayız.