Bitmeyen çocukluk

Elizabet

Administrator
Yönetici
Katılım
Ocak 16, 2025
Mesajlar
209,619
Tepkime puanı
0
“Eski çağlarla kıyaslandığında tam bir Ütopya yaşanıyordu. Cehalet, hastalık, fakirlik ve korku yeryüzünden silinmişti. Savaşların kalıntıları yavaş yavaş tarihe gömülüyordu; şafakla birlikte sona eren bir kâbus gibi... Yakında savaşı bizzat deneyimlemiş insan kalmayacaktı dünyada.

İnsanlığın çalışmaları daha yapıcı alanlara kanalize edilince dünyanın çehresi değişmişti. Neredeyse kelimenin tam anlamıyla yeni bir dünya vardı artık. Eski nesillere yeterli gelen şehirler ya tekrar inşa edilmiş ya da terk edilip işlevlerini yitirdikleri için müzeye çevrilmişlerdi. Sanayi ve ticaretin işleyişinde köklü değişiklikler yaşandığı için bu şekilde pek çok şehir boşaltılmıştı bile. Üretim büyük ölçüde otomatikleşmişti. Robotların işlettiği fabrikalar ardı arkası kesilmeyen tüketim malları üretiyordu; böylece yaşam için gereken her şey neredeyse bedava olmuştu. İnsanlar artık istedikleri lükslere sahip olabilmek için çalışıyordu. Ya da hiç çalışmıyordu.

...Birkaç gün içinde insanlığın çok sayıda peygamberi kutsal statülerini yitirmişti. Gerçeğin soğuk ve acımasız ışığında, iki bin yıldır milyonları peşinden sürükleyen inanışlar, çiy damlacıkları gibi bir anda buhar oldular. Yol açtıkları tüm iyilik ve kötülükler kısa sürede tarihe gömüldü; artık insanların kalbine hitap edemez olmuşlardı. İnsanlık eski tanrılarını yitirmiş, artık yenilerine ihtiyaç duymayacak kadar da büyümüştü.” (Çocukluğun Sonu, Çev: Ekin Odabaş, İthaki Yay., İstanbul, 2015, s. 59, 61-2)

Bilim-kurgu edebiyatının muhteşem ismi Arthur C. Clark'ın Childhood's End/Çocukluğun Sonu adlı romanında, binlerce yıldır dünyanın gelişimini, daha doğrusu iktidar ve kâr hırsı yüzünden bir türlü gelişemeyişini izleyen uzaylılar, sonunda insanlarla iletişim kurup 50-60 yıl gibi bir sürede dünyayı yüzlerce yıldır hayalini kurduğumuz yeryüzü cennetine dönüştürür.

Bu amaca ulaşabilmek için uzaylılar oldukça yoğun bir anti-kapitalist çalışma yapmış olsa gerek, ama ne yazık ki romanda insanları kâr hırsından nasıl vazgeçirdikleri, emek sömürüsünü nasıl sonlandırdıkları anlatılmıyor.

Çocukluğun Sonu 1953'te yayımlandı. Edebiyat ve sinemada bilim-kurgunun özellikle komünizm paranoyası üzerinde uzmanlaşmış sağcı bir anlatı alanına dönüştüğü Soğuk Savaş döneminde böyle bir romanın yayımlanabilmiş olması bile başlı başına ütopik bir başarı olarak nitelenebilir aslında.

∗∗∗

Çocukluğun Sonu, sömürüyü, adaletsizliği, insanlar arasındaki eşitsizliği bir tür çocukluk hali gibi tanımlıyor: Birlikte ve eşit koşullarda yaşama gereğini anlayamayan, henüz hayatın dinamiklerini bilmeyen, sosyalleşememiş, belki biraz şımarık, ama neyse ki içinde gelişme ve olgunlaşma potansiyeli taşıyan bir türün karanlık dönemi... Evet, potansiyel vardır, fakat insanlık bu potansiyeli ancak olgunlaşmış bir rehber aracılığıyla gerçekleştirebilir. Bu görevi üstlenen uzaylılar, insan türüne karşı, çocuklarını eğiten, onlara 'iyi insan' olmanın önemini öğreten, bazen kavgalarını ayıran ebeveynler gibi davranır.

Örneğin dünyadaki ilk işleri, Güney Afrika'daki ırkçı ayrımcılığın sona erdirilmesi olur. İnsanları buna ikna etmek için şiddet uygulamaz, açık tehdit savurmazlar. Sadece, bölgeye düşen güneş ışınlarını bir süre kesintiye uğratırlar. Gerçi bu, uzaylıların 'cezalandırabilme gücünü gösteren bir tehdit'tir, ama bundan daha korkutucu hiçbir şey yapmazlar. İnsanlığın büyümesini böylece yönlendirirler.

2001: A Space Odyssei/2001: Bir Uzay Macerası başta olmak üzere, Arthur C. Clarke'ın tüm roman, öykü ve senaryoları, ilerlemeci bir tarih anlayışının yansıdığı ürünlerdir. Buna göre, insanlık tarihi mağaradan yıldızlara, vahşilikten uygarlığa, ilkel korkulardan aydınlanmış ve meraklı bir akla doğru uzun bir yolculuktur.

Yani, öyle olması gerekir... Arada bir şaşkınlık ve dehşetle “Nasıl olur da 21. yüzyılda hâlâ böyle bir ilkellik yaşanabilir?!” diye ünlememiz, yolculuğumuzun hiç de böyle bir güzergaha sahip olmamasından, ne yazık ki...

∗∗∗

Çocukluğun Sonu, 2015'te dizi olarak televizyona uyarlandı. 2015'in dünyasında artık Güney Afrika'daki 'apartheid' rejiminden ya da ABD-SSCB geriliminden söz etmek anlamsız olacağından, bu versiyonda uzaylıların ilk işi, Gazze'deki işgali sona erdirmek oluyor. Yayına girmesinden 8 yıl sonra Netanyahu'nun bir soykırım başlatacağı Gazze'yle ilgili olarak dizideki haber bülteninde muhabirin şunları söylediğini duyuyoruz: ”Gazze'den gelen görüntüler gerçekten çok sarsıcı. İsrail'i Gazze Şeridi'nden ayıran 650 kilometre uzunluğundaki duvarın tamamı yok oldu. Arap yerleşimcilerle Yahudi yerleşimciler birbirine karışıyor. Az önce İsrailli bir askerin, olayların şokunu hala atlatamamış zayıf ve topallayan yaşlı bir Arabı kucakladığını gördüm. Yani, inanılmaz bir şey bu, sözcükler yetersiz kalıyor. Bunlar gerçekten, İsrailli ve Filistinli sakinlerin arasındaki duygu yüklü sahneler. İki taraftan da insanlar birbirine sarılıyor.”

∗∗∗

Çok ilerledik, ama ne hikmetse, hem ülkece hem de küresel bağlamda 2025'te geldiğimiz nokta sosyo-politik açıdan, ekonomik açıdan, düşünsel açıdan 2015'te olduğumuzdan çok daha geride... Hayatımızı şımarık çocuklar gibi davranan sağcı liderler yönlendiriyor: “Grönland benim olsun! Meksika Körfezini de istiyoruuuum!”, “Ben de çar olacağım, bana ne!”, “O parka o AVM'yi yapmama izin vermediniz ya, görürsünüz size neler edeceğim!”

Kurtarıcı uzaylılar gelmeyeceğine göre, bu çocukları kim dünyaya getirdiyse onlarla oturup konuşmak, hesaplaşmak lazım...
 
Üst