- Katılım
- Ocak 16, 2025
- Mesajlar
- 200,479
- Tepkime puanı
- 0
Arjantin’de liberal Milei iktidarı bir yılını geride bıraktı ve pek çok kaynakta bir “ekonomik mucize” yaşandığından, liberal ekonomi ekolünün önerilerinin bir kez daha doğrulandığından bahsediliyor.
Bunu inceleyeceğiz, ama önce, bilimde mucizelere yer olmadığına göre, “ekonomik mucize” ne demek onu deşifre edelim:
İçinde yaşadığımız kapitalist toplum, bir “çatışan çıkarlar” toplumudur. Bir yanda sermayedar sınıf ile işçi sınıfı karşı karşıyadır; işçiler daha iyi geçim koşulları (yani daha fazla mal ve hizmetten faydalanabilme) derdindeyken sermayedar sınıf daha yüksek kâr oranları peşindedir ve bu da sermayedarlar için en temel maliyet kalemi olan ücretlerin olabildiğince düşük seyretmesini gerektirir. Diğer yanda ise sermayenin ekonomik çıkarları homojen değildir ve farklı sermaye öbekleri farklı devlet politikaları talep eder. Örneğin maliyetleri ulusal para birimi, kazançları döviz cinsinden olan ihracata yönelik sanayi ülkenin ulusal para biriminin döviz karşısında sürekli değer kaybetmesini isterken, sermayesini faiz yoluyla biriktiren finans kesimi yüksek reel faiz ortamı talep eder.
“Ekonomik mucize”ler, bir ülkede sermayenin en azından büyük bölümü arasında bir çıkar uzlaşması yakalandığı; buna ek olarak işçi sınıfının da ya politik yollarla bu uzlaşmanın kuyruğuna takılmaya ikna edildiği ya da şiddetle ezilip bir süreliğine aktif mücadele edemez hale getirildiği dönemlerde gerçekleşir. Bu dönemler tipik olarak ekonomik çöküşlerin ardından gelir ve sermaye mutabakatı da yeni kaynakların sermayenin kullanımına açılması ile oluşturulur. Bu kaynakların her zaman doğrudan doğruya daha düşük ücretler yoluyla fiili emek sömürüsünden çıkartılması ise şart değildir. Örneğin 2001 krizinin ardından 2002-2008 döneminde Türkiye’de ortalama reel ücrette büyük bir gerileme yaşanmazken1, hem özelleştirmeler hem de olağanüstü bir dış borçlanma furyasıyla sermayeye büyük yeni olanaklar oluşturuldu ve hem bu olanakları yaratarak sermaye uzlaşısını kuran hem de İslamcı ideoloji sayesinde işçi sınıfının önemli bir bölümünü bu uzlaşının kuyruğuna takan AKP iktidarı yerleşik hale geldi.
Bu notu düşelim ve devam edelim…
***
Javier Milei de Arjantin’in başına bir çöküş döneminin ardından geçti. Arjantin ekonomisi on yılı aşkın süredir krizdeydi2 ve Milei’nin başkan seçildiği Aralık 2023 seçimleri öncesinde enflasyon yüzde 200’ü aşmıştı. Ayrıca, 2001-2002 krizinden beri bir yandan sayısız emek karşıtı politik girişimle mücadele eden, diğer yandan da hiç istikrar kazanamayan ekonomik koşullarla boğuşan Arjantin halkı yorgun düşmüş; ayrıca geleneksel politik elitin yolsuzluklarından da bıkmıştı. Elinde motorlu testereyle gezip “devleti bununla budayacam” diye böbürlenen; “doları ulusal para birimi yapacam”, “merkez bankasının dibine bomba koyup patlatacam” ve benzeri vaatler üfüren ergen rock yıldızı kılıklı Milei, seçimi bu ortamda kazandı.
Liberalizmin böyle Hayekçi bir uç yorumu pek tabii ki, sermayedar sınıfın farklı kesimleri böyle bir çerçevede uzlaşamayacağı için, pratikte uygulanabilir değildi. Zaten Arjantin halkı da yorgundu, çıldırmamıştı. Milei başkanlığı aldı, ama parlamento çoğunluğu şöyle dursun, partisi seçimlerden birinci parti dahi çıkmadı. Dolayısıyla parlamentoda karmaşık bir koalisyon kuruldu ve sermaye uzlaşısı bu müzakere zemininde sağlandı. Milei’nin merkez bankasına ve para birimine dair “fantastik” önerileri rafa kalktı, “devleti küçültme” hedefi ise derhal hayata geçirildi.
“Küçülme”den kasıt şu: Yaklaşık 40 bin devlet memuru işten atıldı ya da zorla emekli edildi, memur, kamu işçisi ve emeklilerin ücretleri enflasyon karşısında eritildi, sosyal harcamalar kesildi, enerji ve ulaşıma verilen devlet destekleri kaldırıldı. Bunun sonucunda Arjantin’de işsizlik yüzde 5,7’den 6,9’a, yoksulluk yüzde 42,5’ten yüzde 52,9’a yükseldi. Tüm ücretli kesimler reel ücret kayıpları yaşadı ama bilhassa emekliler korkunç bir yoksullaşmayla karşı karşıya kaldı, zira kamudaki tasarrufun tek başına yüzde 20,6’sı emekli maaşlarındaki reel düşüşle sağlandı.3
Yani sermaye uzlaşısı emekçi sınıfın sırtına binerek kuruldu, devletten sosyal olan kesilip atıldı. Liberallerin “mucizesi” budur; yaşanan Buenos Aires Motorlu Testere Katliamı’dır.
Liberaller “ama enflasyon düştü, gerisi zamanla düzelir” diyor. “Düştü” denen enflasyon önce devletin çeşitli mallar üzerindeki fiyat kontrolleri kaldırıldığı için yüzde 300’e dayandı, şimdi ise yüzde 85 civarında.4 Düşmeye devam edip etmeyeceğini göreceğiz, ama muhtemelen bu yoksullaştırma politikaları sürdükçe, enflasyon da düşecektir. Halkı yoksullaştırırsanız, daha az mal ve hizmet talep edebileceği için enflasyon düşer.
Dahası, Milei Arjantin’de halen hayli hacimli olan kamu sektörünü özelleştirmeye başlıyor. İlk adım olarak Ocak ayında ulusal çelik şirketi IMPSA, ABD merkezli Industrial Acquisition Fund’a (Sınai Satınalma Fonu) satıldı.5 Devamı gelecektir.
Bu bahsi kapatmadan önce iki not düşmek istiyorum.
Birincisi, Arjantin’de “faizi yükselt enflasyonu düşür” modeli uygulanmadı. Aksine Milei döneminde Merkez Bankası gösterge faizi hayli hızlı biçimde düşürüldü ve enflasyon buna rağmen düştü.6 Enflasyonun ancak yüksek reel faiz yoluyla düşürülebileceğini iddia eden, her vakaya aynı reçeteyi yazan “ortodoks”lar otursun düşünsün.
İkincisi, liberaller kusura bakmasın ama ikide birde papağan gibi tekrarladıkları “Arjantin’de liberalizmin en ileri uygulaması test ediliyor” iddiasının altı boş. Arjantin’de atılmış ya da atılması gerçekçi biçimde gündeme alınmış liberalleşme adımlarının hepsi Türkiye’de çoktan atıldı ve Türkiye, Arjantin’den çok daha liberal bir ekonomik ortama sahip. Örneğin Türkiye’de neredeyse hiçbir sermaye kontrolü yok, Türk Lirası ile döviz arasında hareket etmek serbest. Arjantin’de günde 200 dolardan fazla dolar alamıyorsunuz. Arjantin’de hâlâ satılmayı bekleyen bir sürü kamu iktisadi teşekkülü var, Türkiye’de ise Tüpraş’tan Erdemir’e, Tekel’den Petkim’e ne varsa özelleştirildi. Kendi doğum gününü milat zanneden genç “liberteryen”ler hatırlamaz ama AKP’nin ilk maliye bakanı Kemal Unakıtan (ki kendisi en az Milei kadar liberaldi) “satıyoruz satıyoruz bitmiyor” dediğinde, yıl 2007’ydi.7
Sonra satmaya devam ettiler ve doğal olarak bir noktada bitti; artık otoyol köprülerini, hatta nükleer santralleri bile kazanç garantisi vererek özel şirketlere yaptırmak gibi yöntemler uyguluyorlar.
Tabii devletin ekonomik araçları budandıkça, ideoloji ve zorbalık araçlarını güçlendirmek lazım ki işçi sınıfı, hele ki Arjantin gibi mücadele geleneği güçlü işçi sınıfı hizada tutulabilsin. Bu yüzden Milei hem polis devletinden yana, protesto eylemlerinde kullanılan kaynakların protestolara katılan kişi ve kurumlara fatura edilmesini öneren bir faşist8; hem de kadınların Arjantin’de ancak birkaç yıl önce kazanabildikleri kürtaj hakkını kamusal sağlık sistemini gerekli ilaç ve ekipmanlardan yoksun bırakarak engelleyen bir yobaz.9
Tanıdık geliyor, değil mi?
Dolayısıyla, eğer tutarlı olacaklarsa, Milei’yi beğenen liberallerin Türkiye’deki baskıcı ve yobaz AKP iktidarıyla da pek bir sorunu olmaması gerekir.
Liberallerle husumetimiz bu kadar, gelelim bu yaşananların gösterdiği asıl meseleye...
***
Bu yaşananlardan işçi sınıfı adına çıkartılacak önemli bir ders var.
Sermaye egemenliği tarafından 1970’lerin ortalarından itibaren başlatılan neoliberal saldırının sosyalizmi yıkmak dışında iki temel hedefi vardı: (1) İşçi sınıfının kazanılmış haklarının elinden alınması ve (2) Devletin sosyal yönünün törpülenmesi ve meta üreten kamu yatırımlarının sermayeye devredilmesi.
Bu, sermayenin dünya çapında uyguladığı programdı ve neredeyse tamamen başarılı oldu. Bu dönem boyunca emek yanlısı mücadele de sermaye karşıtlığından, yani devrim mücadelesinden giderek uzaklaştı ve “eldeki kazanımları koruma” ufkuna sıkıştı.
Sürekli savunmada olan mutlaka kaybeder ve kaybetti. Ama bu sıkışma altı çizilmesi gereken önemli bir başka çelişkiyle maluldü. 1946-1973 arasındaki Keynesçi dönemin kazanımları sermayedar sınıfın işçileri Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkeleri örnek alarak devleti ele geçirme ve kendi sosyalist iktidarlarını kurma fikrinden uzaklaştırmak için verdiği ödünlerdi. Bu ödünler kapitalist bir çerçevede, yani sermayedar sınıfın egemenliği varsayılarak ve devlet işçi sınıfı ile sermayedar sınıf arasında bir uzlaşma zemini olarak kurgulanarak verilmişti. Sermayedar sınıfın bu uzlaşmayı bozmasıyla birlikte, kuşkusuz özelleştirmeler ya da emekli yaşının yükseltilmesi gibi saldırılar önemli bir mücadele başlığına dönüştü, ama bu mücadelelerin hiçbiri kapitalizmi ortadan kaldırma hedefiyle buluşmadan yol alamazdı zira korunmaya çalışılan kazanımların kurumsal taşıyıcısı ortadan kalkmıştı.
Arjantin bu konuda hayli geriden gelen bir ülke. Dediğim gibi, Milei’nin motorlu testereyle yapmaya çalıştığı dönüşümü Türkiye çoktan tamamladı. Ama Arjantin’de Peronizmin son yirmi yıldaki çürüme ve iflası, özel mülkiyetin kendisini ortadan kaldırma hedefiyle hareket etmeden hiçbir kamusal zenginliğin savunulamayacağını bir kez daha gösterdi. Ve bu süreçte kendi bağımsız devrimci mücadelesini veremeyen, bunun yerine Peronist sosyal demokrat muhalefete eklemlenen Arjantin solu, Arjantin halkının kitlesel mücadele geleneğine rağmen hiçbir siyasi varlık gösteremedi.
Kapitalizmin emperyalist çürüme çağında yaşıyoruz. İnsanlık bu karanlıktan ya sosyalist devrimlerle kurtulacak ya da Milei gibi motorlu testereli manyaklar tarafından kovalanıp katledilecek.
Bunu inceleyeceğiz, ama önce, bilimde mucizelere yer olmadığına göre, “ekonomik mucize” ne demek onu deşifre edelim:
İçinde yaşadığımız kapitalist toplum, bir “çatışan çıkarlar” toplumudur. Bir yanda sermayedar sınıf ile işçi sınıfı karşı karşıyadır; işçiler daha iyi geçim koşulları (yani daha fazla mal ve hizmetten faydalanabilme) derdindeyken sermayedar sınıf daha yüksek kâr oranları peşindedir ve bu da sermayedarlar için en temel maliyet kalemi olan ücretlerin olabildiğince düşük seyretmesini gerektirir. Diğer yanda ise sermayenin ekonomik çıkarları homojen değildir ve farklı sermaye öbekleri farklı devlet politikaları talep eder. Örneğin maliyetleri ulusal para birimi, kazançları döviz cinsinden olan ihracata yönelik sanayi ülkenin ulusal para biriminin döviz karşısında sürekli değer kaybetmesini isterken, sermayesini faiz yoluyla biriktiren finans kesimi yüksek reel faiz ortamı talep eder.
“Ekonomik mucize”ler, bir ülkede sermayenin en azından büyük bölümü arasında bir çıkar uzlaşması yakalandığı; buna ek olarak işçi sınıfının da ya politik yollarla bu uzlaşmanın kuyruğuna takılmaya ikna edildiği ya da şiddetle ezilip bir süreliğine aktif mücadele edemez hale getirildiği dönemlerde gerçekleşir. Bu dönemler tipik olarak ekonomik çöküşlerin ardından gelir ve sermaye mutabakatı da yeni kaynakların sermayenin kullanımına açılması ile oluşturulur. Bu kaynakların her zaman doğrudan doğruya daha düşük ücretler yoluyla fiili emek sömürüsünden çıkartılması ise şart değildir. Örneğin 2001 krizinin ardından 2002-2008 döneminde Türkiye’de ortalama reel ücrette büyük bir gerileme yaşanmazken1, hem özelleştirmeler hem de olağanüstü bir dış borçlanma furyasıyla sermayeye büyük yeni olanaklar oluşturuldu ve hem bu olanakları yaratarak sermaye uzlaşısını kuran hem de İslamcı ideoloji sayesinde işçi sınıfının önemli bir bölümünü bu uzlaşının kuyruğuna takan AKP iktidarı yerleşik hale geldi.
Bu notu düşelim ve devam edelim…
***
Javier Milei de Arjantin’in başına bir çöküş döneminin ardından geçti. Arjantin ekonomisi on yılı aşkın süredir krizdeydi2 ve Milei’nin başkan seçildiği Aralık 2023 seçimleri öncesinde enflasyon yüzde 200’ü aşmıştı. Ayrıca, 2001-2002 krizinden beri bir yandan sayısız emek karşıtı politik girişimle mücadele eden, diğer yandan da hiç istikrar kazanamayan ekonomik koşullarla boğuşan Arjantin halkı yorgun düşmüş; ayrıca geleneksel politik elitin yolsuzluklarından da bıkmıştı. Elinde motorlu testereyle gezip “devleti bununla budayacam” diye böbürlenen; “doları ulusal para birimi yapacam”, “merkez bankasının dibine bomba koyup patlatacam” ve benzeri vaatler üfüren ergen rock yıldızı kılıklı Milei, seçimi bu ortamda kazandı.
Liberalizmin böyle Hayekçi bir uç yorumu pek tabii ki, sermayedar sınıfın farklı kesimleri böyle bir çerçevede uzlaşamayacağı için, pratikte uygulanabilir değildi. Zaten Arjantin halkı da yorgundu, çıldırmamıştı. Milei başkanlığı aldı, ama parlamento çoğunluğu şöyle dursun, partisi seçimlerden birinci parti dahi çıkmadı. Dolayısıyla parlamentoda karmaşık bir koalisyon kuruldu ve sermaye uzlaşısı bu müzakere zemininde sağlandı. Milei’nin merkez bankasına ve para birimine dair “fantastik” önerileri rafa kalktı, “devleti küçültme” hedefi ise derhal hayata geçirildi.
“Küçülme”den kasıt şu: Yaklaşık 40 bin devlet memuru işten atıldı ya da zorla emekli edildi, memur, kamu işçisi ve emeklilerin ücretleri enflasyon karşısında eritildi, sosyal harcamalar kesildi, enerji ve ulaşıma verilen devlet destekleri kaldırıldı. Bunun sonucunda Arjantin’de işsizlik yüzde 5,7’den 6,9’a, yoksulluk yüzde 42,5’ten yüzde 52,9’a yükseldi. Tüm ücretli kesimler reel ücret kayıpları yaşadı ama bilhassa emekliler korkunç bir yoksullaşmayla karşı karşıya kaldı, zira kamudaki tasarrufun tek başına yüzde 20,6’sı emekli maaşlarındaki reel düşüşle sağlandı.3
Yani sermaye uzlaşısı emekçi sınıfın sırtına binerek kuruldu, devletten sosyal olan kesilip atıldı. Liberallerin “mucizesi” budur; yaşanan Buenos Aires Motorlu Testere Katliamı’dır.
Liberaller “ama enflasyon düştü, gerisi zamanla düzelir” diyor. “Düştü” denen enflasyon önce devletin çeşitli mallar üzerindeki fiyat kontrolleri kaldırıldığı için yüzde 300’e dayandı, şimdi ise yüzde 85 civarında.4 Düşmeye devam edip etmeyeceğini göreceğiz, ama muhtemelen bu yoksullaştırma politikaları sürdükçe, enflasyon da düşecektir. Halkı yoksullaştırırsanız, daha az mal ve hizmet talep edebileceği için enflasyon düşer.
Dahası, Milei Arjantin’de halen hayli hacimli olan kamu sektörünü özelleştirmeye başlıyor. İlk adım olarak Ocak ayında ulusal çelik şirketi IMPSA, ABD merkezli Industrial Acquisition Fund’a (Sınai Satınalma Fonu) satıldı.5 Devamı gelecektir.
Bu bahsi kapatmadan önce iki not düşmek istiyorum.
Birincisi, Arjantin’de “faizi yükselt enflasyonu düşür” modeli uygulanmadı. Aksine Milei döneminde Merkez Bankası gösterge faizi hayli hızlı biçimde düşürüldü ve enflasyon buna rağmen düştü.6 Enflasyonun ancak yüksek reel faiz yoluyla düşürülebileceğini iddia eden, her vakaya aynı reçeteyi yazan “ortodoks”lar otursun düşünsün.
İkincisi, liberaller kusura bakmasın ama ikide birde papağan gibi tekrarladıkları “Arjantin’de liberalizmin en ileri uygulaması test ediliyor” iddiasının altı boş. Arjantin’de atılmış ya da atılması gerçekçi biçimde gündeme alınmış liberalleşme adımlarının hepsi Türkiye’de çoktan atıldı ve Türkiye, Arjantin’den çok daha liberal bir ekonomik ortama sahip. Örneğin Türkiye’de neredeyse hiçbir sermaye kontrolü yok, Türk Lirası ile döviz arasında hareket etmek serbest. Arjantin’de günde 200 dolardan fazla dolar alamıyorsunuz. Arjantin’de hâlâ satılmayı bekleyen bir sürü kamu iktisadi teşekkülü var, Türkiye’de ise Tüpraş’tan Erdemir’e, Tekel’den Petkim’e ne varsa özelleştirildi. Kendi doğum gününü milat zanneden genç “liberteryen”ler hatırlamaz ama AKP’nin ilk maliye bakanı Kemal Unakıtan (ki kendisi en az Milei kadar liberaldi) “satıyoruz satıyoruz bitmiyor” dediğinde, yıl 2007’ydi.7
Sonra satmaya devam ettiler ve doğal olarak bir noktada bitti; artık otoyol köprülerini, hatta nükleer santralleri bile kazanç garantisi vererek özel şirketlere yaptırmak gibi yöntemler uyguluyorlar.
Tabii devletin ekonomik araçları budandıkça, ideoloji ve zorbalık araçlarını güçlendirmek lazım ki işçi sınıfı, hele ki Arjantin gibi mücadele geleneği güçlü işçi sınıfı hizada tutulabilsin. Bu yüzden Milei hem polis devletinden yana, protesto eylemlerinde kullanılan kaynakların protestolara katılan kişi ve kurumlara fatura edilmesini öneren bir faşist8; hem de kadınların Arjantin’de ancak birkaç yıl önce kazanabildikleri kürtaj hakkını kamusal sağlık sistemini gerekli ilaç ve ekipmanlardan yoksun bırakarak engelleyen bir yobaz.9
Tanıdık geliyor, değil mi?
Dolayısıyla, eğer tutarlı olacaklarsa, Milei’yi beğenen liberallerin Türkiye’deki baskıcı ve yobaz AKP iktidarıyla da pek bir sorunu olmaması gerekir.
Liberallerle husumetimiz bu kadar, gelelim bu yaşananların gösterdiği asıl meseleye...
***
Bu yaşananlardan işçi sınıfı adına çıkartılacak önemli bir ders var.
Sermaye egemenliği tarafından 1970’lerin ortalarından itibaren başlatılan neoliberal saldırının sosyalizmi yıkmak dışında iki temel hedefi vardı: (1) İşçi sınıfının kazanılmış haklarının elinden alınması ve (2) Devletin sosyal yönünün törpülenmesi ve meta üreten kamu yatırımlarının sermayeye devredilmesi.
Bu, sermayenin dünya çapında uyguladığı programdı ve neredeyse tamamen başarılı oldu. Bu dönem boyunca emek yanlısı mücadele de sermaye karşıtlığından, yani devrim mücadelesinden giderek uzaklaştı ve “eldeki kazanımları koruma” ufkuna sıkıştı.
Sürekli savunmada olan mutlaka kaybeder ve kaybetti. Ama bu sıkışma altı çizilmesi gereken önemli bir başka çelişkiyle maluldü. 1946-1973 arasındaki Keynesçi dönemin kazanımları sermayedar sınıfın işçileri Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkeleri örnek alarak devleti ele geçirme ve kendi sosyalist iktidarlarını kurma fikrinden uzaklaştırmak için verdiği ödünlerdi. Bu ödünler kapitalist bir çerçevede, yani sermayedar sınıfın egemenliği varsayılarak ve devlet işçi sınıfı ile sermayedar sınıf arasında bir uzlaşma zemini olarak kurgulanarak verilmişti. Sermayedar sınıfın bu uzlaşmayı bozmasıyla birlikte, kuşkusuz özelleştirmeler ya da emekli yaşının yükseltilmesi gibi saldırılar önemli bir mücadele başlığına dönüştü, ama bu mücadelelerin hiçbiri kapitalizmi ortadan kaldırma hedefiyle buluşmadan yol alamazdı zira korunmaya çalışılan kazanımların kurumsal taşıyıcısı ortadan kalkmıştı.
Arjantin bu konuda hayli geriden gelen bir ülke. Dediğim gibi, Milei’nin motorlu testereyle yapmaya çalıştığı dönüşümü Türkiye çoktan tamamladı. Ama Arjantin’de Peronizmin son yirmi yıldaki çürüme ve iflası, özel mülkiyetin kendisini ortadan kaldırma hedefiyle hareket etmeden hiçbir kamusal zenginliğin savunulamayacağını bir kez daha gösterdi. Ve bu süreçte kendi bağımsız devrimci mücadelesini veremeyen, bunun yerine Peronist sosyal demokrat muhalefete eklemlenen Arjantin solu, Arjantin halkının kitlesel mücadele geleneğine rağmen hiçbir siyasi varlık gösteremedi.
Kapitalizmin emperyalist çürüme çağında yaşıyoruz. İnsanlık bu karanlıktan ya sosyalist devrimlerle kurtulacak ya da Milei gibi motorlu testereli manyaklar tarafından kovalanıp katledilecek.
- 1
Ahmet Yılmaz ve Togan Karataş, “Türkiye Ekonomisinde Ücret ve Maaşlar: 1970–2021”, Çalışma ve Toplum 76, 2023.
- 2
Arjantin ekonomisi bilhassa 2008-2009 dünya krizinden sonra hiç dikiş tutmadı. Literatürde “testere ağzı” denen bir seyir izledi ve bir yıl büyüyüp bir yıl küçüldü. https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.KD.ZG?end=2023&locations=AR&start=2001. Buna ek olarak 2001-2002 krizinden itibaren asıl büyük tahribat ülkenin imalat sanayiinin çürümesi oldu: https://data.worldbank.org/indicator/NV.IND.MANF.ZS?end=2023&locations=AR&start=2002.
- 3
Bu konuda olguları seren iyi bir makale kaleme alındı: Cem Oyvat, Sabri Öncü ve Joel Rabinovich, “Arjantin’de Milei’nin Şok Terapisi: Mitler ve Gerçekler”, https://www.ayrim.org/guncel/arjantinde-mileinin-sok-terapisi-mitler-ve-gercekler/#_edn1. Son günlerde çekilen liberal videolar da genelde buradaki hesaplamalardan yararlanıyor.
- 4
https://tradingeconomics.com/argentina/inflation-cpi.
- 5
https://www.reuters.com/world/ameri...-state-metal-firm-milei-era-first-2025-01-08/.
- 6
https://tradingeconomics.com/argentina/interest-rate.
- 7
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/satiyoruz-satiyoruz-bitmiyor-ne-komunist-bir-ulkeymisiz-6911377.
- 8
https://www.theguardian.com/world/2...rity-guidelines-protests-currency-devaluation.
- 9
https://edition.cnn.com/2024/10/29/...ion-access-javier-milei-intl-latam/index.html.