- Katılım
- Ocak 16, 2025
- Mesajlar
- 201,062
- Tepkime puanı
- 0
Tarihte bazı hükümdarlar ve devletler vardır ki, inanın bu ikilinin kavgasında günümüzde bile birini diğerine tercih edemez durum da kalırsınız. Tarihte bir örneği var mıdır derseniz. Evet var. İşte bu devletten birisi Bâbil Devleti ve Yahuda Devleti olsa gerek diyorum. II. Nebukadnezar, milâttan önce 605-562 yılları arasında hüküm süren, Yahuda Devleti’ni ortadan kaldırarak Kudüs’ü ve Süleyman Mabedini yakıp yıkan Bâbil kralıdır. İbranice’de ismi Nebukadnetsar şeklinde nakledilmektedir. İslâmî kaynaklarda Araplar’ın ona Buhtnassar, İranlılar’ın ise Buht-i Nassar dedikleri nakledilmektedir. Buhtunnasr, Yeni Babil Krallığı’nın kurucusu ve Keldânî hanedanının ilk kralı Nabopolassar’ın oğludur. Hz. Süleyman’ın vefatından sonra Beni İsrail topluluğu ikiye ayrılmış, on kabileden İsrail devleti, iki kabileden ise Yehuda devleti kurulmuştur. On kabilenin bir araya gelmesiyle kurulan İsrail Devleti’ni M.Ö 721’de Asuriler yıkmıştır. Yahuda Kralı Yehoyakim’in, Peygamber Yeramya’nın öğütlerine rağmen vergi ödememesi üzerine Babil kralı II. Nebukadnezar ( Buhtunnasır ) M.Ö. 598 yılı sonunda Kudüs’e yürümüş ve birkaç hafta süren kuşatmadan sonra M.Ö. 597’de şehri almış ve Yehuda devleti böylece yıkılmıştır. Kudüs’ün düşmesinden önce ölen Yehoyakim’in yerine geçen oğlu Yehoyakin ise tahtta ancak üç ay kalabilmiş, Bâbil ordusu tarafından şehrin teslim alınışından sonra ise ailesi ve ileri gelenlerle birlikte Bâbil’e götürülmüştür. Buhtunnasır, Yehoyakin’in yerine onun amcası Mattanya’yı, adını Tsedekiya olarak değiştirip kral yapmış, ayrıca, kral evinin ve mabedin hazinelerini de yağmalamıştır. Başlangıçta Bâbil krallığına itaat eden Tsedekiya, saltanatının dokuzuncu yılında Ürdün’ün doğusunu kontrol eden kabileler ile anlaşma yaparak Mısır’ın yanında yer almış ve Bâbil’e vergi ödemeyi reddetmiştir. Bunun üzerine Bâbil ordusu Kudüs’e yürümüş ve şehri kuşatmıştır. Mısır yardıma gelmemiş ve bir yıldan uzun süren kuşatmadan sonra Buhtunnasr şehri almıştır. Yahuda Kralı Tsedekiya kaçmaya çalışırken yakalanmış, gözleri önünde ailesi katledilmiş, kendisi de kör edilerek Yahudiler’in büyük bir kısmı ile birlikte esir olarak Bâbil’e götürülmüş, ayrıca, Kudüs şehri tamamen yakılmış, Süleyman Mabedi yıkılmış ve Yahudiler de Kudüs’ten sürgün edilmiştir. II. Nebukadnezar, Bâbil’i imar edip ülkesinin merkezi yapmış, karısı Amytis’in sıla hasreti çekmemesi için günümüzde Irak sınırları içerisinde yer alan Musul’a yakın, Dicle nehrinin kenarında bulunan Babil’in başkenti Ninova’da yapay dağlardan ve suların akacağı büyük teraslardan oluşan Babil’in asma bahçelerini yaptırmıştır. Bölgenin doğu ve batısında kendisine karşı koyacak kimse bırakmamış, sonrasında gurura kapılarak tanrılığını ilan etmiştir. Nebukadnezar, bir gece rüyasında çok büyük bir ağacın dallanıp yeşillenerek gökyüzüne yükseldiğini dallarında kuşların gölgesinde hayvanların otladığını görür. Ancak gökyüzünden şiddetli bir sesin ağacın kesilmesini emrederek ağacın insan olan kalbi yerine hayvan kalbi konulacağını kökünün çıkarılmadan kalacağını ve etrafının demirlerle çevrilmesini emrettiğini görür. Rüya yorumcularının bu ağacın kendisi olduğunu krallığını kaybedeceğini ve sonra tekrar verileceğini söylemeleri üzerine nihâyet aklını kaybederek kendisinin bir öküz olduğunu zannetmeye başlamış, yedi yıl boyunca ormanlarda dolaşmış, yabani hayvanlarla birlikte otlamıştır. Bu süre içerisinde Babil krallığını, hanımı idare etmiştir. Bazı kaynaklarda, ölümünden bir yıl öncesinde, aklı kendisine iade edilip böylece öldüğü de rivayet edilmektedir. II. Nebukadnezar, Kudüs şehrini defalarca yağmalamış, Tevrat ve Zebur’u yakıp ortadan kaldırmıştır. Böylece, zaman geçtikçe Tevrat’ın birçok bölümü unutulmuştur. Hatırda kalanlar yazılmaya başlandığında ise, Tevrat aslî hüviyetini tamamen kaybetmiş, birbirini tutmayan çeşitli risâleler ortaya çıkmış. M.Ö. 500 yıllarında yaşadığı tahmin edilen Ezra (Üzeyr), yazılan bu Tevrat’ları toplamış, Mabedin ikinci kez yapılışında bulunmuştur. Bugünkü Yahudi anlayışına göre o zamana kadar tamamen kaybolmuş olan Tevrat’ı, Rab Yehuda, Ezra’ya yeniden vahiy ederek yazdırmıştır. Yeryüzünde fesat çıkarmamaları ve kendi aralarında sapkınlığa ve ayrılığa düşmemeleri konusunda defalarca uyarılan Yahudilerin adeta cezalandırıcısıdır Buhtunnasr’dır. Yeryüzünde yaşanan büyük sürgünlerin ve ölümlerin yakılıp yıkılan kadim şehir Kudüs ve Süleyman mabedinin yıkılmasının, kaybolan Ahd-i Atik sandığının ve yakılan Tevrat’ın azmettiricisi Buhtunnasr’dır. Ne kadar yaşarsan yaşa ne kadar çok büyük krallığın olsa da “ben ne kadar büyük kralım, her şeyi ben yaptım, bu krallığı ben yarattım” diyerek öncesinde Nemrut gibi bir örnek olmasına rağmen ders almayan insanoğlunun haşa kendini Tanrı ilan eden sapkınlığının sembolü Buhtunnasr’dır (https://islamansiklopedisi.org.tr/buhtunnasr). Kısacası; bu gibi insan veya insanlar ve de karşısında yine onun gibi kötü olanları, Şu Türk atasözü ile özetlemek en güzelidir:” Tencere dibin kara, senin ki beneden kara.”