İmamoğlu kampanya konuşmalarında ne anlatıyor: Bol belagat, bol nasihat, sıfır öneri

Elizabet

Administrator
Yönetici
Katılım
Ocak 16, 2025
Mesajlar
210,350
Tepkime puanı
0
CHP’nin 23 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için düzenleyeceği ön seçime tek aday olarak girecek olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu seçim çalışmalarına başladı.

Cumartesi günü İzmir'de ilk adımı atan İmamoğlu, daha sonra Kayseri ve Adana'da halka seslendi. Artık Cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkan İmamoğlu'nun kampanyasında hangi başlıkları öne çıkaracağı, nasıl bir program izleyeceği, Türkiye'ye ne önereceği merak konusuydu.

Ancak İmamoğlu'na kulak verenler bu sorulara yanıt bulamadı. Birbirini büyük ölçüde tekrar eden üç konuşmada da somut herhangi bir öneri duyulmadı.

Çukurova'ya övgüler​


Son olarak dün Adana'da kürsüye çıkan Ekrem İmamoğlu sözlerine Çukurova'ya övgülerle başladı. Adana'nın Kurtuluş Savaşı'nda önemli bir rol oynadığından bahseden İmamoğlu, "Adana, büyük mücadelemiz için de umut olacak. Kuruluşun ve kurtuluşun partisinden, Cumhuriyet Halk Partisi’nden aldığımız güçle hep birlikte başaracağız" dedi.

Konuşmasına durum tespitiyle devam eden İmamoğlu, AKP Türkiyesini şu ifadelerle özetledi:

"Zenginleşmenin yolu fakirin üstüne basmaktan geçiyor, ekonomi freni patlamış bir kamyon gibi resmen uçurumdan aşağı sürükleniyor, vatandaşlarımız ayrıştırılıyor, eğitim sistemi, sağlık sistemi ve hukuk sistemi paramparça..."

Bu tespitin ardından sıraladığı sorunlara çözüm önerilerini sunması beklendi ama öyle olmadı. "Zenginin, fakirin üstüne basmasının önüne nasıl geçilecek" sorusu yanıtsız kaldı.

'Çıkış yolu CHP' ama nasıl?​


"Bu durumdan çıkışın yolu yine Cumhuriyet Halk Partisi’dir" diyen İmamoğlu, CHP'nin çıkışı nasıl sağlayacağından da bahsetmedi, bunun yerine tarihsel referanslara başvurdu:

"1923’teki İzmir İktisat Kongresi’nden, 1929 dünya ortamında oluşan ekonomik bunalımına, ülkemizde sermayenin neredeyse olmadığı o koşullarda kurulan ulaşım alt yapısında, temel ihtiyaçların üretimi için açılan fabrikalarda, bankalarda, ekonomik teşekküllerin hepsinde bizim partimizin imzası vardır. Bizler, çok asil bir yolculuğun, çok asil bir partinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurup bize emanet ettiği partinin neferleriyiz."

Ekrem İmamoğlu'nun hedefini en açık biçimde ifade ettiği anda da sonuç değişmedi. Tespitlerin ardından yine yalnızca motive eden cümleler geldi.

"CHP’nin ekonomiyi, yargıyı, sağlığı, güvenliği, demokrasiyi en üst seviyeye ulaştırma kararlılığının önünde kimse duramaz. Çünkü biz CHP’liler boyun eğmeyiz. Bunu ön seçimde göstereceğiz. O bir avuç insana milletin zalimliğe boyun eğmeyeceğini göstereceğiz. Ön seçimde tek bir bilek, tek bir yumruk olacağız. Hep birlikte omuz omuza vereceğiz, bu bozuk düzeni yıkıp geçeceğiz. Önce hep beraber bizler, CHP’liler birlik ve beraberliğimizi göstereceğiz. İnsanlar bize baktığında topyekün, örgütlü, kararlı, insanlarının yüzüne güler yüzle bakan, sımsıcak elini uzatan, vatandaşın derdini dinleyen o halini görecek."

'Seyirci kalmayız', 'müsaade etmeyiz', 'göz yummayız'...​


Ekrem İmamoğlu'nun konuşmasında iki güncel başlığa da yer verdi: Çukurova'da tarımın durumu ve Suriye'deki Alevilere yönelik katliamlar.

İlk olarak Adana'da pamuk üreticisinin can çekiştiğini vurgulayan İmamoğlu, "buna müsaade etmeyeceğiz" dedi ancak yine nasıl müsaade etmeyeceğini söylemedi:

"Tarım sektöründe çalışan kişi başına katma değer 12 bin 300 dolar. Bu değer Hollanda’da 72 bin dolar. Hollanda’nın yüz ölçümü, buradaki beş ilimizin yüz ölçümünün toplamından küçük. Fakat tarımda çalışan başına bizim altı katımız para kazanıyor. Biz buna müsade edemeyiz. Eğer bugün tarımda çalışanların istihdam içindeki payı yüzde 60 ise ve Adana tarımdan para kazanamıyorsa Adana’nın yoksullaşmasına seyirci kalamayız."

Suriye başlığında da benzer ifadelerle itirazını dile getiren İmamoğlu, "Yaşananlara göz yummayız. Zalimlik neredeyse biz ona karşıyız" dedi.

Saldırılardan endişe duyduklarının altını çizen İmamoğlu, sözlerini temennilerle noktaladı:

"İşte o yüzdendir ki ateşin sadece düştüğü yeri yakmasını kabul etmeyiz. O yüzden Suriye'de yaşananlara göz yummayız. Suriye’de kalıcı barış ve istikrarın sağlanması Türkiye için önemli bir önceliktir. Bölge barışı ancak Suriye’de yaşayan Aleviler ve diğer inançlara sahip insanlara eşit davranılmasıyla, adil ve tüm kesimlerin haklarını güvence altına alan bir sistem kurulmasıyla mümkündür. Zaten Atatürk’ün bize bıraktığı dış politikadaki ilke de budur; ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’.”

 
Üst