Merhamet yorgunu bir ülke

Elizabet

Administrator
Yönetici
Katılım
Ocak 16, 2025
Mesajlar
209,619
Tepkime puanı
0
Kartalkaya’da yetmiş sekizimiz daha öldü. Ölüp duruyoruz. Cenazelerine omuz verdiklerimiz sırtlanıyor tabutlarımızı. Her ölümüzde biraz daha suskunlaşıyor, biraz daha dönüyoruz kendi içimize. Yasına ortak olmaya çalıştıklarımız taziyelerimize geliyor.

Oğuz Arda’sı için “Adalet” arayan Mısra Öz’e ilk günden bu yana destek olan Atakan Yalçın olarak ölüyoruz Kartalkaya Yangını’nda. Ruşen Karakaya, İsias Otel’inin enkazında kızı Selin’le birlikte hayatını kaybeden “26 çocuğunun” yasına, bu kez Grand Kartal Otel’de ölen “36 çocuğunun” yasını ekliyor.

Hepimiz için geçerli değil ama. Türkiye toplumu başka bir tür bölünmeye uğruyor. Bir yanda “canı yananlar”, öte yanda ise “canı yananlara can olmaktan yorulanlar “ olarak ikiye bölünüyoruz. Merhamet etmekten, şefkat göstermekten yorulanların ülkesi olduk.

Başkasının acısını hissedebilip, acı çekenin acısını paylaşabilmek insan türünün en önemli evrimsel kazanımlarımdan biri. İnsan, ancak bir grup içinde olduğunda ve grubun her üyesiyle dayanıştığında hayatta kalabildiğini yaşaya öğrene insanlaşabildi.

En küçüğünden en büyüğüne, bir grubu bir arada tutan ve grup kimliğini pekiştiren en önemli özelliklerden biri grup içi yardımlaşmaya olan inanç. İçimizde olanın acısına ortak olabilir ve o acının dinmesine katkı sağlayabilirsek kendimizi bir grup- topluluk- toplum- halk- millet olarak hissedebiliyoruz.

Başkasının acısını hissedip, o acıyı azaltmak isteğiyle harekete geçebilmemizi sağlayan temel inancımız nereden kaynaklanıyor? Hayatta kalmamızın ancak hayat kaynaklarını paylaşarak mümkün olduğunu yaşayarak öğrenmemizden. Bugün bana yarın sana, sen-ben yokuz, biz varız deyişleri de bu inancın göstergeleri. Başkasına yardım ederken kendimize de yardım ettiğimizi, çünkü o başkası olmadan yapayalnız kalabileceğimizi ve yalnızlaştıkça azalıp zayıflayacağımızı ve hayatı sürdürebilmemizin giderek zorlaşabileceğini iliklerimizde hissederiz.

Evet, iliklerimize sinmiştir bu şefkat hissi ama sonsuz bir kaynaktan akmaz. Başkasının acısını dindirdikçe, o başkası varlığıyla bizim hayatımıza destek olur ve birbirini besleyen bir kaynak ortaklığıyla yaşayabiliriz. Acısını dindirdiğimiz güçlenip ayağa kalkarak, ortak kaynaklarımıza katkı verir ve böylece grup gücümüz eskisinden daha da çok olur.

RUHUMUZ YORULUR​


Acı çekenler çoğaldıkça ve verebildiklerimiz acı çekenin yaralarını saramamaya, onları ayağa kaldıramamaya başladıkça biz de yorulmaya, tükenmeye başlarız. Sürekli acıya maruz kaldıkça, sürekli başkasının acısını hissedip daha o acının dinmesini sağlayamadan bir başka dindirilecek acıya maruz kaldıkça ruhumuz yorulur, tükenir. Bu kez acı çekenlerden uzaklaşmaya ve sanki bizim bir parçamız değilmiş hissine kapılmaya bile başlayabiliriz.

İki örnek belki bu yorgunluğu anlamamızı sağlayabilir. Bir öğretmen düşünün. Öğrencileri arasında cinsel istismara maruz kalanları fark ettiğinde elinden gelen tüm çabayla istismarın ortaya çıkması, sorumlunun cezalandırılması ve maruz kalanın ruhunun onarılması için uğraşmaya çalışsın. Zaman içinde bu çabaları sonuçsuz kaldıkça, saldırgan cezalandırılmadıkça, okul ve ailede istismar önleyici müdahaleler yapılmadıkça, dahası yardım etmeye çalıştığı çocuklar kimi zaman çok daha derin örselenmelere uğradıkça yorulmaya başlar. Yorulduğunda da artık cinsel istismar kavramını bile duymak istememeye, istismar belirtileri gösteren çocukları bilinçsizce görmezden gelmeye eğilimli olur. Ölümcül hastaların bakıldığı yoğun bakım servislerinden zaman zaman gelen görüntüleri hatırlayın. Komadaki hastaların yanında “göbek atanlar”, “lahmacun partisi” verenlerin görüntüleri! Seyredene çoğunlukla “insanlıkdışı” gelen bu görüntülerin ardında sağlık çalışanlarının “merhametten yorulmuş” olmaları yatar. Ağır ve uzun çalışma saatleri ve koşulları altında, düşük ücretlerde çalışa çalışa ve hemen hiç bir hastanın iyileşmediği, yatan her hastanın ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar sonunda öldüğü bir serviste yıllarca çalışmak, onları merhamet yorgunu yapmıştır.

ÖNEMLİ GÜÇ UMUT​


Yangının ertesi günü Kartalkaya’da “tatillerine devam eden” ya da sosyal medyadan otelin gecelik fiyatı üzerinden “zenginler öldü, bana ne” diyenlerin hiç değilse bir bölümü de merhametten yorulanlar olabilir. Çünkü merhamet yorgunluğuna kapılanlarda en çok görülen tepki “acı çekene yönelik öfke”dir. Artık bitip tükenmiş olan, kendisini “bir acıya daha" katlanamayacak, bir yaraya daha merhem olamayacak kadar güçsüz hisseden biri “yine merhamet etmek zorunda kaldığında” acı çekene öfkelenmeye başlayabilir.

Acı çekenlerin çoğaldığı, henüz acı çekmeyenlerin ise merhamet etmekten, şefkat göstermekten yorulduğu bir ülke olduk. Merhamet yorgunluğuna kapılmaktan bizi koruyan en önemli güç “umut”! Umudu ortaya çıkarabilecek olan ise “acının sorumlularının hesap vereceğine, bedelini ödeyeceklerine ve en önemlisi bir daha aynı acının yaşanmaması için gerekenlerin yapılacağına” olan inanç. Bu inancı besleyecek olan ise, acının sorumlusunun ne acı çeken ne de merhamet etmeye çalışan olmadığını görebilmek.
 
Üst