- Katılım
- Ocak 16, 2025
- Mesajlar
- 200,889
- Tepkime puanı
- 0
“Şu köşeni herkese verdin, bi bana yan çiziyorsun. Çünkü ben pozitifim ve bu işine gelmiyor di mi? Üstelik salak da değilim, şerefsiz de değilim. Ferdi Tayfur gibi ağlaya ağlaya yazıp ekmeğini kazanıyorsun. Sadece kitlen küçük. Al şu köşe yazılarını şarkı yap, sonra Bodrum’a git arsa almaya.
Önce şu, “Herkesi içeri alıyorlar” teranesinden başlayayım. Evet alıyorlar. Seni de alırlar, beni de alırlar. Artık bunun seri üretim bandını yaptılar. Önce linç, sonra sabah ziyareti, sen içeride beklerken onlar da rahat rahat iddianame yazar, mis. E bundan kaçış var mı, yok. Bir nevi ölüm gibi. Öleceğiz diye yaşamayacak mıyız kardeşim? Kederlerini bir ayrıştır hele.
Sonra? Bak sana ne diyeceğim? Ne savaş olacak, ne kıtlık başlayacak. Bunun da siyasetle ilgisi yok. Her gün yeni bir aşı, yeni bir buluş, yeni bir dağıtım sistemi icat ediliyor; her gün daha dayanıklı bir buğday daha ucuza toplanıp sofrana geliyor; her gün milyonlarca insan sana bir şeyi nasıl satarız diye kafa patlatıyor.
Bütün dünya zenginleşiyor, Türkiye daha da zenginleşecek. Çünkü Avrupa ölüyor, Avrupa dediğin seksen yaşında elinde bastonla gezen eski bir Nazi. Türkiye ise kurtlar ovası. Avrupa ölürken biz ne yapacağız? Bak Türkiye dünyada en çok turist gelen ülkelerden biri, hatta birincisi; o turistlerin en çok para bıraktığı ülkelerden de biri veya birincisi. Her kentte teknoloji sanayi bölgeleri açılıyor. Kayserili kırk yıl önce mobilya yapmayı öğrendi, şimdi robot yapmayı öğreniyor. Üretici tasarımı, mühendis de köprü yapmayı kavradı, geçen yıl bir milyar insan Ülker Çokoprens yedi.
Şimdi sen her gün “Ülke batıyor” diye zırlarken, ülke batmazsa, aksine daha yukarı çıkarsa, sen de yalancı çobana dönmez misin? Bazı solcu ekonomistler yirmi yıldır, “seneye maaşlar ödenemeyecek” diyor ama ödeniyor. Bunca yıl yanılmış birini kim dinler?
Peki ben bunu söylediğim için AKP yalakası mıyım, yandaş mıyım? Tanıyorsun beni. Üniversitede nasıl muhalifsem hâlâ öyle muhalifim. Bu iktidarın değişmesini istiyorum, çünkü sakalı arada traş etmeli ki cilt ferahlasın. Sadece senin gibi korkak değilim, aklım hür, fikrim hür. Öyle her dakika karnı ağrıyan çocuk gibi dolaşırsan, bir ağaca çıkıp çevrene bakmaktan kaçınırsan dünyayı ıskalarsın. Dünya da seni ıskalar.
Yani diyeceğim, bu büyüme dalgasını görmeyen hiçbir güç iktidar olamaz. Türkiye tıpkı Çin gibi, Kore gibi büyüyecek. Hatta daha fazla büyüyecek, çünkü bizim bir yanımız mirasyedi Avrupa, bir yanımız trilyoner Arap, iki adım ötemiz gün sayan koca Afrika. Biz bu coğrafyanın tam merkezindeyiz ve en farklı kültürlere bile bir adım mesafedeyiz, hem coğrafi, hem tarihi, hem kültürel anlamda.
Bir farkına var, bir ülkeni tanı. Bu coşkuya engel olma, dahil ol. Umudun parçası ol, çek ayağını frenden, yol bomboş, bas gaza.
AKP doğru zamanda, yanlış muhalefetin desteğiyle hem köşeleri tuttu, hem de kendini geliştirdi. Ama bir kusuru var: Tüm güç bir fani de toplanıyor. Bu da etkisiz yetkililerin işine geliyor, yetkisiz etkilileri de usandırıyor. O nedenle emin ol, AKP çağı bitti. Kimse bütün yumurtayı tek sepete koymak istemez, kimse tek ata oynamaz.
Eskiden AKP’de yetkili ve etkili insanlar vardı. Ali Babacan, Kürşat Tüzmen, sev sevme Binali Yıldırım. Hepsi oyun dışına çıkarıldı. Şu anda yetkililerin etkisi yok, etkililerin yetkisi yok, bir kurum işte böyle çöker. Etkili ve yetkili Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ı sayarım ama üçüncü bir isim ekleyemem, ki bunlar da parti adamı değil, devlet adamı. Yarın parti değişse, CHP gelse, bu iki adam aynı görevde aksatmadan devam eder. Koskoca AKP’de bu nitelikte üçüncü isim bulamazsın.
Geç CHP’ye, İmamoğlu. İmamoğlu’nu yarın kör zindana atsalar, o zindana giderken “vekilim şu insandır” dese, o kişi İmamoğlu yerine başkan olur, seçimi kazanır, o zindanı yıkar ve İmamoğlu göreve gelir. Ki sayacağı o kadar çok isim var ki çevresinde, çünkü kadro. 2002’de Abdullah Gül böyle olmadı mı, sonra yine Erdoğan tarafından cumhurbaşkanı tayin edilmedi mi? Demirtaş hapse atılınca DEM’in oyu mu düştü? Olan garibime oldu ama onun hapisteki varlığı DEM’i zinde kılıyor. Üstelik İmamoğlu yüzde 10’luk bir partiyi değil, yüzde 60 alacak bir duruşu temsil ediyor. AKP’nin bu gelecekten kaçamaz. Çünkü bir kadro hareketi değil, bu saatten sonra da olması mümkün değil.
Bunu engelleyecek tek şey, senin gibi güne hatta ana boğulmuş mızmızların ağlak sesleri eşliğinde, velvele ve umutsuzluk saçarak patinaj yapan bir muhalefet görüntüsü. Bırakın abi ağlamayı, ayağa kalkın. AKP’nin içinde olan yetkisiz ama etkili insanlar dahil, iş bilen, aklı fikri olan herkesle elbirliği yapın. Kimseye düşmanlık etmenize, Karagöz’e Hacivat olmanıza gerek yok. Daha doğrusu her gün bir yenisi olan aksiyonlara, reaksiyon vererek, büyük resmi kaçırmak faydasiz. Çık şu dalganın üstüne sörfünü yap, altta kalırsan boğulursun.
Hadi yaz bunu. Bi de beni konuk et köşene. Sıkıyor mu? Her şeyi yazarsınız ama pozitifi yazamazsınız. Böyle bir gizli kural var çünkü, değil mi?”
Bu arkadaş saatlerce konuştu. O yazamazsın deyince ben de tongaya düştüm, “Yazarım ulan” dedim. Masadan tam kalkarken de “Unutma, tıpta pozitif pek hoş bir tanım değildir” diyerek lafı soktum. O arkamdan kahkahalar atarken, ben evin yolunu tutmuştum bile.
Önce şu, “Herkesi içeri alıyorlar” teranesinden başlayayım. Evet alıyorlar. Seni de alırlar, beni de alırlar. Artık bunun seri üretim bandını yaptılar. Önce linç, sonra sabah ziyareti, sen içeride beklerken onlar da rahat rahat iddianame yazar, mis. E bundan kaçış var mı, yok. Bir nevi ölüm gibi. Öleceğiz diye yaşamayacak mıyız kardeşim? Kederlerini bir ayrıştır hele.
Sonra? Bak sana ne diyeceğim? Ne savaş olacak, ne kıtlık başlayacak. Bunun da siyasetle ilgisi yok. Her gün yeni bir aşı, yeni bir buluş, yeni bir dağıtım sistemi icat ediliyor; her gün daha dayanıklı bir buğday daha ucuza toplanıp sofrana geliyor; her gün milyonlarca insan sana bir şeyi nasıl satarız diye kafa patlatıyor.
∗∗∗
Bütün dünya zenginleşiyor, Türkiye daha da zenginleşecek. Çünkü Avrupa ölüyor, Avrupa dediğin seksen yaşında elinde bastonla gezen eski bir Nazi. Türkiye ise kurtlar ovası. Avrupa ölürken biz ne yapacağız? Bak Türkiye dünyada en çok turist gelen ülkelerden biri, hatta birincisi; o turistlerin en çok para bıraktığı ülkelerden de biri veya birincisi. Her kentte teknoloji sanayi bölgeleri açılıyor. Kayserili kırk yıl önce mobilya yapmayı öğrendi, şimdi robot yapmayı öğreniyor. Üretici tasarımı, mühendis de köprü yapmayı kavradı, geçen yıl bir milyar insan Ülker Çokoprens yedi.
Şimdi sen her gün “Ülke batıyor” diye zırlarken, ülke batmazsa, aksine daha yukarı çıkarsa, sen de yalancı çobana dönmez misin? Bazı solcu ekonomistler yirmi yıldır, “seneye maaşlar ödenemeyecek” diyor ama ödeniyor. Bunca yıl yanılmış birini kim dinler?
Peki ben bunu söylediğim için AKP yalakası mıyım, yandaş mıyım? Tanıyorsun beni. Üniversitede nasıl muhalifsem hâlâ öyle muhalifim. Bu iktidarın değişmesini istiyorum, çünkü sakalı arada traş etmeli ki cilt ferahlasın. Sadece senin gibi korkak değilim, aklım hür, fikrim hür. Öyle her dakika karnı ağrıyan çocuk gibi dolaşırsan, bir ağaca çıkıp çevrene bakmaktan kaçınırsan dünyayı ıskalarsın. Dünya da seni ıskalar.
Yani diyeceğim, bu büyüme dalgasını görmeyen hiçbir güç iktidar olamaz. Türkiye tıpkı Çin gibi, Kore gibi büyüyecek. Hatta daha fazla büyüyecek, çünkü bizim bir yanımız mirasyedi Avrupa, bir yanımız trilyoner Arap, iki adım ötemiz gün sayan koca Afrika. Biz bu coğrafyanın tam merkezindeyiz ve en farklı kültürlere bile bir adım mesafedeyiz, hem coğrafi, hem tarihi, hem kültürel anlamda.
Bir farkına var, bir ülkeni tanı. Bu coşkuya engel olma, dahil ol. Umudun parçası ol, çek ayağını frenden, yol bomboş, bas gaza.
∗∗∗
AKP doğru zamanda, yanlış muhalefetin desteğiyle hem köşeleri tuttu, hem de kendini geliştirdi. Ama bir kusuru var: Tüm güç bir fani de toplanıyor. Bu da etkisiz yetkililerin işine geliyor, yetkisiz etkilileri de usandırıyor. O nedenle emin ol, AKP çağı bitti. Kimse bütün yumurtayı tek sepete koymak istemez, kimse tek ata oynamaz.
Eskiden AKP’de yetkili ve etkili insanlar vardı. Ali Babacan, Kürşat Tüzmen, sev sevme Binali Yıldırım. Hepsi oyun dışına çıkarıldı. Şu anda yetkililerin etkisi yok, etkililerin yetkisi yok, bir kurum işte böyle çöker. Etkili ve yetkili Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ı sayarım ama üçüncü bir isim ekleyemem, ki bunlar da parti adamı değil, devlet adamı. Yarın parti değişse, CHP gelse, bu iki adam aynı görevde aksatmadan devam eder. Koskoca AKP’de bu nitelikte üçüncü isim bulamazsın.
Geç CHP’ye, İmamoğlu. İmamoğlu’nu yarın kör zindana atsalar, o zindana giderken “vekilim şu insandır” dese, o kişi İmamoğlu yerine başkan olur, seçimi kazanır, o zindanı yıkar ve İmamoğlu göreve gelir. Ki sayacağı o kadar çok isim var ki çevresinde, çünkü kadro. 2002’de Abdullah Gül böyle olmadı mı, sonra yine Erdoğan tarafından cumhurbaşkanı tayin edilmedi mi? Demirtaş hapse atılınca DEM’in oyu mu düştü? Olan garibime oldu ama onun hapisteki varlığı DEM’i zinde kılıyor. Üstelik İmamoğlu yüzde 10’luk bir partiyi değil, yüzde 60 alacak bir duruşu temsil ediyor. AKP’nin bu gelecekten kaçamaz. Çünkü bir kadro hareketi değil, bu saatten sonra da olması mümkün değil.
Bunu engelleyecek tek şey, senin gibi güne hatta ana boğulmuş mızmızların ağlak sesleri eşliğinde, velvele ve umutsuzluk saçarak patinaj yapan bir muhalefet görüntüsü. Bırakın abi ağlamayı, ayağa kalkın. AKP’nin içinde olan yetkisiz ama etkili insanlar dahil, iş bilen, aklı fikri olan herkesle elbirliği yapın. Kimseye düşmanlık etmenize, Karagöz’e Hacivat olmanıza gerek yok. Daha doğrusu her gün bir yenisi olan aksiyonlara, reaksiyon vererek, büyük resmi kaçırmak faydasiz. Çık şu dalganın üstüne sörfünü yap, altta kalırsan boğulursun.
Hadi yaz bunu. Bi de beni konuk et köşene. Sıkıyor mu? Her şeyi yazarsınız ama pozitifi yazamazsınız. Böyle bir gizli kural var çünkü, değil mi?”
Bu arkadaş saatlerce konuştu. O yazamazsın deyince ben de tongaya düştüm, “Yazarım ulan” dedim. Masadan tam kalkarken de “Unutma, tıpta pozitif pek hoş bir tanım değildir” diyerek lafı soktum. O arkamdan kahkahalar atarken, ben evin yolunu tutmuştum bile.