Ne yapmalı?

Elizabet

Administrator
Yönetici
Katılım
Ocak 16, 2025
Mesajlar
211,949
Tepkime puanı
0
İbrahim EKİNCİ - Ekonomi Gazetecisi

Önümüzdeki seçime 3 yıl gibi bir süre var. Haliyle dönem, bütün aktörleri için hazırlık zamanı olarak algılanmaktadır. Muhakkak başkalarının ne yaptığı önemli ama biz önce kendimizi, solu gözden geçirelim bir. Bir kere mücadeleye tahkim bir şekilde giriyor muyuz? Olumlu sonucu azamileştirecek bir yapı var mı elimizde? Bence yok! Rahatsız edici bir rutin izliyoruz. Ön almamış, birleşmemiş, bir blokta, ittifakta yan yana gelememiş; aksine mevcut ittifaklarını aşındırmış, güven kaybetmiş, güç kaybetmiş bir sol cenah ile karşı karşıyayız. Bunu saptayalım önce. Elbette her bir partisi, kuruluşu, enerjisinin esasını iktidarla mücadeleye odaklıyor. Hakkını verelim. Gayret var. Fakat böyle olmakla birlikte kaçınılmaz olarak enerjinin bir kısmı da sol içi rekabete gidiyor.

ZEMİNİ YOKLAYALIM​


Böyle mi devam edilmeli? Herkes kendi yoluna mı gitmeli, kendi işine mi bakmalıdır?

Bu hal, totaliter faşist blokun tasallutundan kurtulmayı garanti ediyor mu? Etmiyorsa ne yapmalı? Oy oranlarını artırma planlarından söz etmenin yeri yok. Aradığımız şey o değil çünkü. Memleket, Cumhur İttifakı’ndan nasıl kurtarılacaktır? Büyük iş budur.

Bir cevap inşa edebilmek için zemini yoklayalım önce:

Birincisi, arkadaşlar, bu kez durum farklıdır. Farklı davranmamızı gerektiren de budur. AKP ile birlikte “yönetme” değil “rejim değiştirme” gündeme gelmiştir. Siyaset ve seçim AKP yönünden “hükümet etme hakkı kazanmak”tan çıkıp, “devleti ele geçirme”ye, İslamcı bir “yeni devlet” kurmaya (bunu bin kez de söylediler!) dönüştü. Bu nedenle gevşek siyasi rekabet usulleri çok çok yetersiz kalıyor.

İkincisi, devletin bütün kurumlarını parti kurumuna çevirmiş, rakipleriyle mücadelede hiçbir hukuk, etik prensibe bağlılık hissetmeyen; açık yasa ihlalleriyle, tuzaklarla yol alan… Ama en önemlisi uzun iktidar yıllarında arkasında biriktirdiği büyük sorumluluk bagajı yüzünden iktidardan düşmeyi, “bir seçim kaybetmenin” çok çok ötesinde algılayan… Özeti, tutunmak için elinden geleni ardına koymayacak bir iktidar bloku ile karşı karşıyayız. Yani hem “yeni rejim inşası” amacının seçim kaybetmeye tahammülü yoktur hem de bu bagaj tutunmayı zorunlu kılmaktadır.

EN GENİŞ ÇEPER​


Üçüncüsü ve en önemlisi 200 yıllık bir kavganın varımında, tam içinde oluşumuzu algılama gereğidir. Mücadelenin anlamını büyüten tarihsel kavrayıştaki eksiklik pratik eksiklik yaratıyor. Ne demek istiyorum? Az geri gidelim, yüzyılın başına. Birinci muharebeyi “cumhuriyetçiler”, modernleşme yanlıları kazanmıştı. İşgalle savaşı, ortaçağ kurumlarının (padişahlık ve hilafet) iptal edilmesiyle birleştirerek bir kapitalist – burjuva çağ devleti kurmuşlardı. Bu, demokratik devrimle, feodalizmi aklında öldürmüş, olgun zihinli geniş bir halk talebi ve desteğiyle; feodalizmin kültür ve ekonomik alanının derinlemesine tasfiyesine uzanarak olmamıştı. Kurtuluş savaşında zafere komuta etmiş modern fikirli, kudretli paşaların otoritesiyle, kurtarıcılık prestijiyle sağlanmış, kanunlarla yürümüştü. Yenilen gerici damar kuytuluklara çekilmiş ama mayada kalmıştı. Sonrasını biliyoruz. Taa ki Amerikan emperyalizmini dünyanın patronu haline getiren uluslararası koşulların kolaylaştırıcılığı ve desteğiyle Menderes’le başlayan sağcı iktidarlar döneminin açılışına kadar… Bu iktidarların, sonunda devlet mitinginde hilafet kortejinin yürümesine varacak işleri, laiklik gibi temel demokratik direklerden birinde onlarca balta izi bırakarak geldi bugüne. Solu ezen ve solculuğu zayıflatmak isteyen zırto 12 Eylül paşaları ve sermaye siyaseti dinci yedeğin sola karşı faydalarını keşfetti. Pış pış tekkeler, zaviyeler, tarikatlar işte o zaman bu toplum mühendisliğinin çağrısıyla sahneye çıktı. Sonuçta siyaset sahnesinde tebdili kıyafet yürüyüp iktidar da oldular.

Günümüzün mücadelesi bu tarihsel arka plana oturur. Kemalistler, hilafet ve padişahlığı kurumsal olarak iptal ettiler ama hilafetçilik ve padişahçılık kaldı ve 80 yıl sonra Türkiye’nin paçalarına yapıştı. Sol, iktidarla siyasi mücadelesini aynı zamanda işte bu prangayı sökmek olarak algılamazsa, mücadelesini fikirsel dinamiği eksik kalır.

Gelelim ne yapmamız gerektiğine… Bütün zaferler, yüzleştiklerinden daha büyük bir aklı ve kuvveti devreye aldıkları için zaferdirler. Bizim de bu matematiği aramamız gerektiği açık değil mi? Açık bir cevap olmayabilir ama tüm zamanların en doğru lafını tekrar edebilirim: Birleşelim, birleşilebilecek en geniş çepere gidelim!

FAŞİZM DERİNLEŞECEK​


Bu tablo karşısında sosyalist solun konuyu varoluşsal düzeyde algılaması kritiktir. Bu gerçeklerle uyumsuz, aşırı ama fayda umulan bir siyasi gard alma önerisi değil. İktidar, güç dengelerindeki aleyhte değişimden, daha fazla suçla düşmanlığı kaşımaktan ürkmezse faşizm derinleşecek ve eninde sonunda partilerin, derneklerin, vakıfların varlığına uzanacaktır.

Bu ahval ve şerait içinde sol partiler arasında rekabeti özellikle çağıracak sosyalist bir iktidar olasılığına yakın; sola saldırının doğrudan varlığına yönelmesine ise fazla uzak değiliz. Ben, solun sağlam, geniş, karalı bir ittifakından söz ediyorum. Siyaset barikatını, geri çekilip laiklik, demokrasi ve haklar, evrensel özgürlükler zemininde kurmalıyız. Yüzde 0,10 – yüzde 0,15 oy gibi başlı başına ilgiyi, umudu azaltan sonuçlar peşinde olmak yerine Bir bütün olarak solu büyütmeliyiz. Başta Kürt sorunu olmak üzere bütün temel sorunlarda yol almanın tek yolu budur. Daha güçlü, daha derinlemesine ittifak etmeliyiz. Birbirimize karşı rekabeti dışlayamayız ama ona nezaket, dostane dil, özen, tolerans getirmeliyiz. Partizan refleksleri baskın kadroları geri çekelim. Birliğin öneminde hemfikirsek, kazanacağımız şeyden daha küçük önemde olan her şeyi gündemden düşürelim. Solun saygın isimlerini bir masaya oturtarak başlayabilir, kapsayıcı bir ittifaka doğru yürüyebiliriz. Bu sağlandıktan sonradır ki sıra, CHP gibi, laikliğin demokratik yorumuna açık kesimlerle konuşmaya gelir.

Gelin bunu tartışalım.
 
Üst